|
DEĞİŞİM VE VİZYON YÖNETİMİ_ |
|
Ülkemiz önemli bir dönemeçten geçiyor. Türkiye’nin değişime ve ufkunu genişletecek bir vizyona her zamankinden çok ihtiyacı var.
Değişim, başka bir biçim verme ve
başka bir duruma geçme olarak tanımlanabilir. Değişim planlı
yapılırsa, bu değişim evrimsel, tersine dayatılarak gelirse,
devrimseldir. Değişim neden gereklidir? Sorusuna verilecek en
kestirme yanıt “Değişmeyen tek şey, değişimdir!” şeklinde olabilir.
Daha teknik olarak açıklamak gerekirse; işgücü yapısı, teknoloji,
ekonomik koşullar, sosyal eğilimler, dünya politikası ve rekabet
koşullarında oluşan değişimler, insanı, faaliyet alanı ne olursa
olsun tüm örgütleri ve ülkeleri değişime zorlamaktadır.
Hangi düzeyde olursa olsun değişim
kolay yaşanacak bir süreç değildir. Çeşitli nedenlerden dolayı
değişime direnç gösterilir. Bu nedenle özetle söylemek gerekirse;
Değişime direnci azaltmanın birçok
yolu vardır. Fakat değişimi kolaylaştıran en önemli gücün
paylaşılmış bir vizyon olduğu söylenebilir. Ortak bir amaca
bağlanmış insanlar korku verici bir güçtür. Bunun en iyi örneğini
Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün liderliğinde Türk Ulusu
vermiştir. Atatürk diyor ki;
“Benimle yola çıkanlar, kendi görüş
ufuklarının sonuna erişince birer birer beni bıraktılar.”
“Ufuklara kadar görüyoruz, onun
ötesini görmeye çalışacağız.”
“Uygarlık yolunda başarı, yenilikleri
kavrayıp, uygulamaya, yenileşmeye bağlıdır.”
Medeniyet yolunda başarı, yeniliğe
bağlıdır. Hayat ve yaşayışa hakim olan kanunların, zamanla
değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi zaruridir.”
Atatürk iyi bir vizyonerdir. Bugün
ulusumuza yol gösterecek vizyoner kim olabilir?
Halk umudunu tamamıyla kaybetmeden,
değer erozyonu çığ gibi büyüyüp, insanlık adına insan onurunu hiçe
sayan yaşam biçimi yaygınlaşmadan gerekli önlemler alınmalıdır.
Boston Flarmoni Orkestrası Şefi
Benjamin Zander; “Tepede uçan kartallar için tarlaları çevreleyen
çitler ve duvarlar bir şey ifade etmez. Çitler ve duvarlar, sadece
inekler ve koyunlar içindir “derken, gerçek bir liderin sınır
tanımadan inandığı ideallerine nasıl kenetlenebildiğini yani
misyonunu çok iyi ifade etmiştir. İsraillileri Mısır’dan çıkmaya
ikna etmeye çalışan Musa Peygamber, onlara sütle ve balla dolu
topraklara gitmeyi vaad ediyordu. Oysa İsraillilerin gördüğü uçsuz
bucaksız çölden başka bir şey değildi. Fakat buna rağmen Kutsal
Topraklara ulaşma idealine kilitlendiler ve karşılaştıkları
inanılmaz zorlukları da sınırlarını genişleterek yendiler.
Sınırlarımızı tanımak, sınırlarımızı aşmanın ilk adımıdır.
Çanakkale Savaşı’nda bir kişinin tek
başına 250 kiloluk bir mermiyi kaldırıp, topa sürdüğü söylenir.
İnsana bu olağanüstü gücü veren tek şey Paylaşılmış Vizyondur.
Paylaşılmış vizyonun gücünü, köleliğe başkaldıran Spartaküs’ ün
hikayesinde de görmek mümkündür. Köleliği kabul etseler, karınları
doyacaktı, ama köleler, Özgür İnsan olma idealine bağlanarak,
ölümü göze alarak başkaldırdılar.
İdeallerini kaybetmiş, Değersizliği
değer edinmiş bir toplumun, gelecek için mücadele gücü de
elinden alınmış demektir. Gençlere hangi idealleri vereceğiz,
kolaycılık ve köşe dönücülüğün egemen değer haline geldiği ülkemizde
gençler, (bize sormaya saygılarından çekinseler de), kendi
kendilerine “Neden zor yolu seçeyim?” sorusunu sormuyor mu,
sormayacaklar mı?
Toparlanmak ve insan onuruna yakışan
değerleri yeniden yaratmak ve onlara sahip çıkmak zamanıdır.
Toplumda bir tek kişiyi bile etkileme gücü bulunan her vatandaşın
üzerine düşen sorumluluğun bilincine varmanın zamanıdır. Ülkemizin
yarınlarını kurtarmak adına bugünden harekete geçme zamanıdır.
Dürüstlük, çalışkanlık, vatanseverlik, insana, doğaya saygılı olma
gibi değerleri tekrar hayata geçirme zamanıdır.
Kurtuluş Savaşı, Türk insanının
fedakarlığını ölçmede önemli bir kriterdir. Fedakarlık deyince
Arizone karıncaları, doğadan iyi bir örnektir. Bu karıncaların en
önemli özelliği, saptadıkları hedefe ne pahasına olursa olsun ulaşma
yeteneklerinin bulunmasıdır. Karıncalar, hedefe ulaşırken, önde
giden karıncalar, karşılaşılan engelleri arkadan gelenlerin kolayca
aşabilmeleri için gerekirse canlarını dahi feda ederlermiş.
Yollarına çıkan çukurları, önde gidenler doldurur, arkadan gelenlere
yolu ilerlenir hale getirirlermiş.... |
| Seminerin Amacı |
| 21. Yüzyıldaki katılımcı yönetim ve Toplam Kalite hedeflerine ulaşabilmek anlamında tüm işletme süreçlerinin yeniden yapılandırılması ve örgütsel iletişim kanalı ile tabana yerleştirilmesi. |
| Seminerin İçeriği |
|
| Katılımcı Profili |
Üst ve Orta düzey yöneticiler (Genel Müdür, Müdür, Şef, Mühendis ve Uzmanlar) |
| Süre |
| 1 Gün 7 Saat |